Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

18 Eyl 2016

Nefes...

 Setteyim, yan setimde o var. Ama nasıl görmek istiyorum anlatamam. Her gün yanyana setlerimiz, ama bir onunla denk gelmiyoruz. Her gün ritüel şeklinde sorar olmuştum, göremiyordum. Bir gün sete gitmemiştim ve o sete gelmişti. O tesadüf, bu hikaye buradan başlıyor...
  Göremeyince bir burukluk çöktü üzerime ama nasılsa hep yanyana setlerdeyiz diye rahatlayacaktım ki, çektiğimiz dizi ani bir kararla kalktı. Bir şeyler yazmayı hep sevmiştim, seviyordum. Terapi gibiydi.. Bir film senaryosu yazmaya karar verdim. Ve hayatımda yer etmiş, gelip kalamamış, duramamış, iyileri, kötüleri ve tabii ki onu, o filme koydum.. Filmi yazmam sadece altı günümü aldı. Gecesi gündüzü demeden, bilgisayar başında filmimi yazıyordum. Onu çok seviyordum, benim için Türkiye'nin en iyi oyuncularından biriydi. Sahne 1 dediğim andan itibaren bir karakteri hazırdı bile.
   Velhasıl filmi yazdım, evladım gibiydi. İlk çocuğuna hamile bir anne gibiydim. Bir gün bir yapımcıyla görüşmeye karar verdik. Buluştuk. Filmimi anlattım. Her şey iyiydi, hoştu ama iş karakter seçimine gelince anlaşamadık. "Hayır ben onu oynatacağım" dediğim anda, geçti yanımdan. Yüzümdeki o zafer gülümsemesiyle kalktım masadan. Yine kaçırmıştım onu. Halbuki sadece filmimde oynar mısın diye soracaktım. Soramadım.. Üç gün sonra başka bir yapımcı ile başka bir semtte buluşmaya karar verdik. Yine her şey iyi hoştu ama bu sefer yapımcı kendi oyuncularını oynatmak istiyordu, bütçeden kısacaktı. Anlaşamadık.. Ve yine tam o sırada o geçti yanımızdan.. Bunun bir tesadüf olduğuna artık inanmıyordum.
   Birkaç gün sonra..
Bir mekanda buluşacağım arkadaşlarımla, öğlen kahvesi içeceğiz. Bizi gören geliyor masamıza. O sırada iki tane magazinci arkadaşım geldi yanımıza. Oturduk kahve içiyoruz. "Onu tanıyor musunuz?" diye sordum arkadaşlarıma. Ellerindeki fotoğraf makinesinden bir kare gösterip şöyle dediler; "Oturduğun sandalyede 1 saat önce o oturuyordu, bak bu da fotoğrafı." Beynimden vuruluyordum. Evren benimle dalga geçiyor olamazdı.
   Birkaç hafta sonra...
O gün içime doğmuştu.. Sanki onunla tanışacaktım. Hatta en yakın arkadaşıma dahi "kalbimde bir his var, onunla tanışacağım" demiştim. O ise; "kalbini doktora götür" demişti. Acelemiz vardı bir yere yetişecektik yürüyorduk.. Ve karşıdan onun geldiğini gördüm. Bu sefer yürüyordu acelesi yoktu. Bir kafeye girdi, kahve söyledi. Hemen sürükledi ayaklarım beni, onun peşine. Gittim.. Merhaba dedim. Merhaba ben.... tam adımı söyleyecekken o söyledi benim adımı.. Tanıyormuş beni. Otursana dedi.. Heyecandan titriyordum ve tam otururken kahvesini döktüm üzerine. Rezil olmuştum ama umrumuzda bile değildi, sonradan anladım. Anlattım.. Filmi, onu, her şeyi.. Gülüştük, tanıştık ve kalktım.
   Bu filmi çekecektim, ne zaman çekecektim bilmiyordum ama çekecektim. Sonrasında onu çok gördüm. Hep selamlaştık, sarıldık, hal hatır sorduk. Ama film ilerlemiyordu, bir türlü olmuyordu. Sebepler çıkıyordu, engellere takılıyordu. Üç ay kadar ara verdim filme. Bu sürede onu hiç görmedim.
    Bir sabah bir yapımcı aradı, görüşelim dedi. Her şey tamamdı. Onu da çok severmiş yapımcı abimiz. O heyecanla koştum en yakın arkadaşımın yanına.. Tam adını andım usulca geçti yanımdan yine. Göremedik birbirimizi, yoksa selamsız geçmezdik. Bunu kutlayalım dedik.. Onu anaral Kadıköy'de bir  mekana gittik... Ve Tanrı'm yine o... Yine o enerji gitmişti ona, yine denk gelmiştik bir mekanın kulisinde..


 - Aa merhaba!
 - Oy merhaba! Her şey çok güzel gidiyor dimi?
 - Sen benim filmimde oynacaksın biliyorsun değil mi?
 - Biliyorum..

Ve böylelikle o senaryo sayfalarına yazılmış bir cümle tekrar eder kendini..

" NEFES ALIYORSAN, UMUT VAR DEMEKTİR"
     
           -GEÇMİŞİNİ BIRAK AVUÇLARIMA-