Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

15 Eki 2016

Sen Yanımda Yokken...


Sen yanımda yokken, gece ciğerini söküyor karanlığın ardından.
Duysun istiyor sesini, bir ses duyulsun istiyor.
Yankılansın istiyor o ses, göğüs kafesinde.
Ama sen yanımdayken, geceye kanat çırpıyor kuşlar.
Kuşların kanat sesleri yankılanıyor, heyecanımla çarpan göğüs kafesimde.
Bazen gitmelerin oluyor, bazen susuşların.
En çok canımı yakışların kalıyor ama, saç diplerimde...

Sen yanımda yokken, yakılıyor sigaralar.
Çıtır çıtır, ardı ardına.
Sessiz bir öfkeyle içiyorum hepsini.
Ama sen yanımdayken...
Sigaralar yerine nefesin işliyor ciğerlerime.
Öpüşlerinin tadı kalıyor, kıyısında gülüşlerimin.
Bir şarkı çalıyor mesela..
Sen o şarkısın.
O şarkı sen oluyorsun.

Ama sen yanımda yokken...
Sağır oluyor kalbim.
Ne şarkı çalıyor, ne de sen o şarkıda kalıyorsun.

18 Eyl 2016

Nefes...

 Setteyim, yan setimde o var. Ama nasıl görmek istiyorum anlatamam. Her gün yanyana setlerimiz, ama bir onunla denk gelmiyoruz. Her gün ritüel şeklinde sorar olmuştum, göremiyordum. Bir gün sete gitmemiştim ve o sete gelmişti. O tesadüf, bu hikaye buradan başlıyor...
  Göremeyince bir burukluk çöktü üzerime ama nasılsa hep yanyana setlerdeyiz diye rahatlayacaktım ki, çektiğimiz dizi ani bir kararla kalktı. Bir şeyler yazmayı hep sevmiştim, seviyordum. Terapi gibiydi.. Bir film senaryosu yazmaya karar verdim. Ve hayatımda yer etmiş, gelip kalamamış, duramamış, iyileri, kötüleri ve tabii ki onu, o filme koydum.. Filmi yazmam sadece altı günümü aldı. Gecesi gündüzü demeden, bilgisayar başında filmimi yazıyordum. Onu çok seviyordum, benim için Türkiye'nin en iyi oyuncularından biriydi. Sahne 1 dediğim andan itibaren bir karakteri hazırdı bile.
   Velhasıl filmi yazdım, evladım gibiydi. İlk çocuğuna hamile bir anne gibiydim. Bir gün bir yapımcıyla görüşmeye karar verdik. Buluştuk. Filmimi anlattım. Her şey iyiydi, hoştu ama iş karakter seçimine gelince anlaşamadık. "Hayır ben onu oynatacağım" dediğim anda, geçti yanımdan. Yüzümdeki o zafer gülümsemesiyle kalktım masadan. Yine kaçırmıştım onu. Halbuki sadece filmimde oynar mısın diye soracaktım. Soramadım.. Üç gün sonra başka bir yapımcı ile başka bir semtte buluşmaya karar verdik. Yine her şey iyi hoştu ama bu sefer yapımcı kendi oyuncularını oynatmak istiyordu, bütçeden kısacaktı. Anlaşamadık.. Ve yine tam o sırada o geçti yanımızdan.. Bunun bir tesadüf olduğuna artık inanmıyordum.
   Birkaç gün sonra..
Bir mekanda buluşacağım arkadaşlarımla, öğlen kahvesi içeceğiz. Bizi gören geliyor masamıza. O sırada iki tane magazinci arkadaşım geldi yanımıza. Oturduk kahve içiyoruz. "Onu tanıyor musunuz?" diye sordum arkadaşlarıma. Ellerindeki fotoğraf makinesinden bir kare gösterip şöyle dediler; "Oturduğun sandalyede 1 saat önce o oturuyordu, bak bu da fotoğrafı." Beynimden vuruluyordum. Evren benimle dalga geçiyor olamazdı.
   Birkaç hafta sonra...
O gün içime doğmuştu.. Sanki onunla tanışacaktım. Hatta en yakın arkadaşıma dahi "kalbimde bir his var, onunla tanışacağım" demiştim. O ise; "kalbini doktora götür" demişti. Acelemiz vardı bir yere yetişecektik yürüyorduk.. Ve karşıdan onun geldiğini gördüm. Bu sefer yürüyordu acelesi yoktu. Bir kafeye girdi, kahve söyledi. Hemen sürükledi ayaklarım beni, onun peşine. Gittim.. Merhaba dedim. Merhaba ben.... tam adımı söyleyecekken o söyledi benim adımı.. Tanıyormuş beni. Otursana dedi.. Heyecandan titriyordum ve tam otururken kahvesini döktüm üzerine. Rezil olmuştum ama umrumuzda bile değildi, sonradan anladım. Anlattım.. Filmi, onu, her şeyi.. Gülüştük, tanıştık ve kalktım.
   Bu filmi çekecektim, ne zaman çekecektim bilmiyordum ama çekecektim. Sonrasında onu çok gördüm. Hep selamlaştık, sarıldık, hal hatır sorduk. Ama film ilerlemiyordu, bir türlü olmuyordu. Sebepler çıkıyordu, engellere takılıyordu. Üç ay kadar ara verdim filme. Bu sürede onu hiç görmedim.
    Bir sabah bir yapımcı aradı, görüşelim dedi. Her şey tamamdı. Onu da çok severmiş yapımcı abimiz. O heyecanla koştum en yakın arkadaşımın yanına.. Tam adını andım usulca geçti yanımdan yine. Göremedik birbirimizi, yoksa selamsız geçmezdik. Bunu kutlayalım dedik.. Onu anaral Kadıköy'de bir  mekana gittik... Ve Tanrı'm yine o... Yine o enerji gitmişti ona, yine denk gelmiştik bir mekanın kulisinde..


 - Aa merhaba!
 - Oy merhaba! Her şey çok güzel gidiyor dimi?
 - Sen benim filmimde oynacaksın biliyorsun değil mi?
 - Biliyorum..

Ve böylelikle o senaryo sayfalarına yazılmış bir cümle tekrar eder kendini..

" NEFES ALIYORSAN, UMUT VAR DEMEKTİR"
     
           -GEÇMİŞİNİ BIRAK AVUÇLARIMA-

13 Haz 2016

Bazen...


   Yıllardır içinde sakladığın ve haykırmak için biriktirdiğin sevda sözlerinle gel. Ya da konuşma, tek bir söz bile söyleme, suskunluğunla gel. Sana kendini anlatman için fırsat vermeyen insanları bırak bir kenara. Onlar hep zamanını çaldı senin. Sen aşkını saklarken hoyrat ellerden, onlar her seferinde bir çentik atıp yüreğine acıttılar yaranı. Uyuyamadığın bütün uykuları, üşüdüğün kış sabahlarını, iç sıkıntısı ile geçirdiğin bütün akşamları topla öyle gel.
   Ben koşulsuzca sevmeye hazırım seni. Sorgulamadan, yargılamadan, değiştirmeye çalışmadan sevmeye razıyım. Hayatı seninle yeniden keşfetmeye hazırım. Gel ve sarıl bana. Bu sahte hayatların ortasında inandığım tek gerçek sen ol. Suç ortağım ol, aşık olma suçunu birlikte işleyelim. Bekleyişlerle tüketmeyelim birbirimizi. Gel ve sarıl son bulsun yalnızlığımız bunca kalabalığın arasında.
   Vazgeçilmezim olmak için gel. Seni kaybetmekten öyle korkayım ki, düşüncesi bile titretsin yüreğimi. Sen olmadan yaşamayacağımı bileyim, sen olmadan geçecek bir gün bile yaralasın beni, acıtsın kalbimi. Başkalarının asla göremediği o çocuk yanınla gel bana. Güven bana. Birine güvenmenin insanda yaratacağı o müthiş huzuru duyarak gel.
   Gel istersen ağla omzumda sabaha kadar. Birlikte ağlayalım, akıp gitsin göz yaşlarımızla.  Sadece bana gel. Yıllardır içinde sakladığın karanlık odalarını aydınlatmak için gel.  Ben hazırım seni sevmeye.. Sonsuza dek sevmeye..

10 Nis 2016

Ölmedim... Ama!

   Bir gün şöyle demiştim; "ölürken hayatım film şeridi gibi akarken gözlerimin önünde, seni gördüğümde gülümseyeceğim." Onu sevmiştim, seviyordum da. Başka bir sevgiydi bu, son dört yılımı hasretiyle harmanlamış, özlemiyle acıtmış bir sevgi. Bir yıl kadar olmuştu sesini duymayalı, gözlerini görmeyeli. Gittiği yerlere çok kez gitmiştim, evinin önünden çok geçmiştim ama görememiştim. Arayamıyordum. Arasam açmayacaktı, açsa da susacaktı. Ve boşlukta sesim yankılanacaktı.. Alo alo alooo!
   Bir kere sesini duysam, yaramı dikeceğim oysa. Bir kere dokunsam iyileştireceğim tüm yaralarımı, en karanlık yerlerimde çicekler açtıracağım ve onun istediği gibi vazgeçeceğim ondan. Ama ne sesini duyurdu ne kendini gösterdi bana. Belki de ondan vazgeçmemi hiç istemedi. Oysa ben vazgeçişi sadece yazardım. Ondan vazgeçmek mezar taşımdaki tarihti aslında.
   Onu görmek umuduyla oturuyordum yine o mekanda. Kafam bu defa en yakın arkadaşımın omuzunda. 'Kalkalım artık Okyanus' dedi.. Hayıflanmadım, kalktık. O başka yöne, ben başka yöne.
   Bir ses duydum beynimin içinde, beynim patlıyordu, kulaklarım çınlıyordu. İnsanlar çığlıklar içinde koşuyordu. Siren sesleri, ayak sesleri, şehrin sesi hepsi birbirine karışmıştı. 'Bomba' diye bağırdı bir ses. Etrafı göremiyordum. O an gözlerim bir tek onu arıyordu, 'ya buradaysa?' diye. Kendimden önce ilk o gelmişti aklıma. Yaşıyor muydum bilmiyordum, zaten ruhen ölmüştüm. Nabzıma parmak bastım, bedenen ölmemiştim. Hâlâ yaşıyordum. O da şansa!
   Kalktım yürümeye başladım, üstüm başım toz toprak içinde. İnsanlar toplantı başıma, 'nabzı zayıf' diye bağırdı biri. Hayatım film şeridi gibi aktı gözlerimden. Tüm sevdiklerim geçti avuçlarımdan. 'Nabzı durdu' diye çığlık attı biri, hayatımın film şeridine, gözlerime onun sahnesi geldi. Gülümsedim. Onu görünce, bu kadar acıya, hasrete rağmen gülümsedim.
    Haa ölmedim ama yaşadığımda pek söylenemez.

30 Mar 2016

Yine...

   Artık ayaklarım beni onun kapısına sürüklemiyordu. Attığım ve atacağım her adım beni yormuştu, yoruyordu. Perdeleri çekik mi, pencereleri açık mı bilmiyordum. Martı sesleri hâlâ uykularını bölüyor muydu acaba? Uyku sersemi kalkıp ışıklarını söndürüyor muydu, ufacık bir fikrim yoktu. Unutuyordum onu, bu aşkın yıllar süren ızdırabından kurtarıyordum kendimi ve onu. 
   Başka bir adama açmak istiyordum kalbimi. Bu defa kalbimde onun koyduğu engellere takılmayacaktı hiçbir adam. Taa ki bir gece, başka bir adamın balkonundan onun balkonuna bakıncaya dek. Taa ki hâlâ pencerelerinin kapalı olduğunu görünceye, martıların hâlâ öttüğünü duyuncaya dek.
   Yine çıkmıştı kalbimin en kırılan tarafından. Yine sızlatmıştı kapandı sandığım yaralarımı. Oysa ona benziyordu yanımda olan adam. Yüzü, sesi, kokusu. Yine kimsenin o olamacağını hatırlatmıştı. Haklıydı kimse o olamazdı, kimse bir kadını acının enkazından kurtarmayacak kadar merhametini kaybedemezdi. 
   Bir başka adamın evine, balkonuna sıkışıp kalmıştı ruhum. Uyumuşum.. Rüyama uğradı. Kızıyordu bana, öfkeliydi. Çık o evden diyordu. Rüya değil de gerçekti sanki. Ne zaman mutsuz olsam rüyama gelirdi zaten, o benim mutsuzluğumdu. 
   Ciyaaakk ciyakk seslerle uyandım. Martılar ötmeye başlamıştı. O da uyanmış mıydı acaba? Uzun zaman sonra aynı güne değil de, aynı martı sesine uyanacak kadar sevmişim bir adamı. Usulca doğruldum yanımdaki adamın göğüs kafesinden. Buraya ait değildim. 
    Çıktım. Onun kapısına gittim. Yine olmadı yine hiçbir adam unutturmadı seni, yine arattırdın kendini, yine tam kopmak üzere olan aşkıma dikişler attın, yine kendini bana sevdirdin, yine açtığın bu mükemmel boşluğu kimse dolduramadı demek istedim. Ama yapamadım. Yaptığım tek şey kapı zilinin üstüne duran adına dokunmak oldu, onun yüzüne dokunurcasına.