Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

12 Haz 2014

Çocukluğuma Gidelim Sevdiğim

   O zamanlar piyasaya yeni çıkmış bir müzik grubu. Çıkışlarıyla yükselmeleri bir olan nadir gruplardan. Listelerin bir numarasında, her kanalda, her radyoda onlar var. Şarkıları dilden dile dolaşıyor, zamanın aşıkları onların şarkılarıyla hüzünlenip seviniyorlar.
   Yaşım on dört. Ben de onların hayranlarından biriyim. Kasetlerini her daim yanımda taşır, gün geceye kavuşana dek dinlerdim. Bir gün okul çıkışı bir kasetçi dükkanında, albümlerinin posterini görmüş ve direkt girmiş 'Bu poster satılık mı?' diye sormuş, satılık olmamasına rağmen tezgahtarı kandırmış ve o zamanın parasıyla 5 Lira gibi bir parayla almıştım o posteri. Eve döndüğümde ise odamda en güzel duvara asmıştım. Sabah akşam o postere bakar, grubun en yakışıklı çocuğuna da aşık olduğum için hayaller kurar, hayallerimde o çocukla evlenirdim.
   Zaman geçtikçe o ergen dönemlerimde geçti tabii. Lise zamanlarımda daha sert müzikler dinlemeye başladım. Ama o poster hep durdu odamda. Kaldırmadım belki de kıyamadım. Gruptan birkaç kişi çıktı, yerine yenileri geldi.
   Yaşım on sekiz. Beyoğlu'nda bir mekanda arkadaşlarım çalıyor, birkaç arkadaş toplanmış, diğer arkadaşlarımızı dinlemeye gitmişiz. Bilsem hayatım değişecek birazdan, bilsem her zaman hüzünlenecek gözlerim 'biraz daha kalalım' diye yalvarır mıydım yanımdaki arkadaşlarıma. Sabaha karşı saat üç. Kapıdan yaşımın on dört olduğu zamanlar, posteriyle aşk yaşayıp evlendiğim adam giriyor ve masamıza yaklaşıyor. Az önce sahnede olan arkadaşımla konuşuyor, gülüyor. Çocukken aşık olduğum adam sanki aşkımdan haberdar gibi. Gülümsüyor, gülümsüyorum. Tanışıyoruz, konuşuyoruz.
   Yaşım yirmi. Çocukken aşık olduğum adam ile aşkımızın ikinci yılını kutlayacağız. Yine aynı mekandayız. Hatıralar güldürüyor, utandırıyor. Sahneden bir ses geliyor, etraf kararıyor ve birden aydınlanıyor. Ses tonum öyle kuvvetli ki. 'Evet' derken alkışlar eşliğinde sarılıyoruz birbirimize.
   Yaşım yirmi... Ona gidiyorum, onu dinlemeye gidiyorum. Çünkü tüm şarkıları bana.. Görüyorum onu. Başkasının elleri var ellerinde, başkasının adı var dudaklarında. Çantamı takıyorum koluma, gözyaşlarımı da alıyorum ve çıkıyorum kapıdan. Şaşkın bir bakış bana bakıyor, adımı söylüyor. Adımdan tiksiniyorum.
   Yaşım yirmi üç. Beyoğlu'nda bir sokakta karşılaşıyoruz onunla. Gözlerimizde yaşanmışlıkların hatırlattıkları beliriyor. Kelimeler yok oluyor. Nasılsın diye sormuyoruz birbirimize, çünkü nasıl olduğumuzu suskunluğumuzdan belli ediyoruz.  O an sarılmak istiyorum ona. Hiçbir şey düşünmeden, hiç gecesini düşünmeden. Affettim artık seni diye bağırmak istiyorum. Kirpiklerinin sayısını dahi ezbere bildiğim adamı alıp uzaklaşmak istiyorum. Seni çok özledim demek geliyor dudaklarımın ucuna.. Ve arkadan bir erkek çocuğu koşuyor ona; 'Baba.. Babaaa'. 

   Yaşım yirmi beş...  Trafikte radyoda duyuyorum sesini. Sesinde ismim, sesinde özlemi, sesinde sevgi. Bir adamın kalbinde kalamamış ama o kalbin tam ortasından geçtiğimi anlıyorum. Ve 'o'nu o radyoda 'yalnızca bir işaret sıfatı olarak bırakıp, radyoyu kapatıyorum. O anda arabamın kapısını açıyor genç bir adam..
   ''Hoş geldin sevgilim''

** Bir gün…aniden… çocukluğunuzun bir parçası daha gidiverir… Her şey öylesine anlamsızlaşır ki… Hem de tam çocukluğunuzu anlattığınız bir gün…  Ve birileri gitti, birileri kaldı, birileri yarım kaldı. Hayat kendi devrinde, insan devranında bocaladı..  **

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder