Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

17 Nis 2014

Terliklerimle Gelsem Sana?


   Birine kırıldığım zaman hep terk ediyorum bu şehri. Tıpkı o zamanlar olduğu gibi. Ve şimdi olduğu gibi. Kabullenmek en gerçekçi vedaydı. Oysa ben kaçmayı seçmiş, lacivert bavulumun içine hiç giymediğim kıyafetlerimi dahi koymuştum. En çok yollarda huzur buluyordum. Belki birine veya bir yere ait olmadığımdandır. Ama nereye gidersem gideyim bana ait olduğunu sandığım bir adamı da götürüyordum yüreğimde.

   Birini en çok sizin canınızı yaktığında tanırsınız. Ve o gün acıdan kavruluyordu bedenim, ruhum. Otobüsün şehirden çıkmasına yaklaşık on saat vardı. Bu da demek oluyordu ki, aynı acıyı aynı bedende başka bir şehirde yaşamam ramak kalmıştı.

   Güzel bir havaydı. Yazdan kalma gökyüzü en net maviliğiyle bakıyor, güneş ise ona eşlik ediyordu. Uzun zamandır kavuşamamış iki sevgili gibilerdi. Ve sonunda kışın ortasında kavuşmuş, bir müziğin notaları eşliğinde dans ediyor, ağaçlar ve kuşlarda onlara ritim tutuyordu. Sade bir kahve yaptım kendime. Denize bakan balkonuma çektim bir sandalye ve izledim onları bir süre. Ara sıra ayağımdaki terlikleri şaplatıyor, vakit geçiriyordum. Zaman geçse de gitsem, yarım dahi olsa nefes alabilsem, biraz gevşetebilsem göğüs kafesimi diyordum. Ama zaman alehime işliyor gibiydi. Geçmek bilmiyordu.

   Sevdiğim şarkıları listeledim. Bir süre de onlarla oyalandım. İnsanların yazdıklarına göz attım, fotoğraflarıyla konuştum. Daha da acıdı canım. Televizyonda evi, işi, parası ve mevkisi ön planda tutulan bir evlilik programı vardı. Ne yapıyor bunlar diye orayı bile izledim, salondaki gri koltuğun üzerinde pembe terliklerimle uzanırken. Uyumuşum…

   Uyandığımda akşam saat sekiz civarlarındaydı. Otobüs saatim geçmiş, ben aynı acıyla aynı odada ve en önemlisi aynı şehirde kalakalmıştım. Boynum tutulmuş, televizyon açık kalmış, eskilerden bir dizi oynuyordu. Telefonum hiç çalmamıştı. O da yalnızlığımı yüzüme vurmuştu sert bir şekilde.

   Kapının kenarına bıraktığım lacivert bavuluma takıldı gözüm. Orada onu alıp gitmemi beklemiş, ben gitmeyince de hiçbir şey olmamış gibi durmuştu. İşte bir sızı yerleşti o sırada kalbime. Ayağımdaki terliklerle, bir elime bavulumu ötekine ciğerimi alıp dayanmak istedim kapısına. Ben de sana ait bir ciğer kaldı diye.

   Yapamadım…
   Yaptığım tek şey kendime bir kahve yapmak daha oldu…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder