Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

31 Oca 2014

Kalıplaşmış Yalnızlık

   Çok uzun zaman olmuştu, bu kadar acı bir şekilde sızladığını hissetmemiştim sol yanımın. Ama ne sızlama! Söküp alsalar o an kalbimi, sesim çıkmaz. Bomboş evin içinde çırpınışlarını duyuyordum kalbimin.  O gece eve döndüğümde, sessizlik karşılamıştı beni. Işığı yaktığımda önümde anılar çelikten bir gibi duvar örmüştü. Geçip, yıkmama imkan yoktu. Yalnızlığı tek bir kalıba sığdırmamıştım o güne kadar. Çünkü biliyordum yalnız değildim. Ailem vardı, dostlarım, arkadaşlarım ve beni daha tanımadan seven, sadece yazdıklarımla tanıyan birçok insan. Yalnız değildim ama sensizdim. Bunun adı yalnızlık değil sensizlikti. 
   Kalp sızlamalarım yerini ağrılara bırakmıştı ilerleyen saatlerde. Üstelik o ağrıyı geçirecek hiçbir ağrı kesici yoktu. Ağlayamıyordum bile. Geçmişten biriyle karşılaşmak mı ağrıtmıştı kalbimi, yoksa tam yeniden birini sevmeye hazırlanırken geçmişin kendi tekrar etmesi miydi bu bilemiyordum. Yeniden denemekten korkmuyordum da, aynı acıyı bir başkasıyla yaşamaktan korkuyordum. Aslında herkes başka bir mutluluk getiriyordu hayata. Yalnızlığı değil de, mutluluğu bir kalıba sokmuşum yıllarca. Sanki mutluluğu tek bir kişi verebilirmiş gibi geliyordu hep..
    Tek kişilik yatakta iki kişilik düşünmek yorar insanı. Alıp başını gitmek isteyen milyonlarca insandan bir tanesi oldum o anda. Hiç bilmediğim bir şehirde, hiç bilmediğim sokaklarda, mutlulukla çarpışıp kitaplarımızın düşeceği bir yere gitmek istedim. Elbette böyle bir şey yoktu. Bu yalnızca filmlerde olur. Hem zaten filmler bizi hep bir mucizenin varlığına inandırdılar. Hepimiz o filmlerdeki gibi 'çok aşık' adamları aradık, arıyoruz. Biz aşkı da mı bir kalıba soktuk? Saygıyı, sevgiyi, her şeyi bir kalıba sokup her şeyde bir neden arar olmuşuz işin aslı. Seviyorsak vardır bir nedeni? 'Neden sevmedin?' diye değil de, 'Neden sevdin?' diye sorar olmuşuz. Kurallar koymuşuz.
   Uyumak istemiyordum. Bu kadar acının, ağrının içinden çıkmadan uyumak istemiyordum. Önümde ki kahveden bir yudum alıp, ciğerlerimi teslim ettim bir sigaraya. Başımı iki elim arasına alarak bir 'offf' çektim derinden. Kadıköy'de bir sokakta birbirimize sarılarak ayrılmıştık. İlk ayrılışımızın üzerinden 4 yıl son ayrılışımızın üzerinden ise henüz birkaç saat geçmişti. Bunca yıldır alışkındım ben ayrılıklara oysa. Ama yıllar sonra karşılaşınca katilinle, tekrar kendi cesedini görüyorsun onun gözlerinde. Bu etki öyle kolay kolay geçmiyor. Alıştığın o yaşamın akışına, bir süre ara veriyorsun tekrar alışmak için. Çünkü hayat tam unuttum derken, yoklar seni. Bir daha unut diye.
    Saat sabah 4 civarlarıydı. Bir şarkının nakaratı dolandı dilime. İşte ben o sabah saat 4'te, o şarkının nakaratında tekrar unuttum onu. Işığı kapattım, gözlerime yenik düşmek üzere girdim yatağa.. Ve o an yalnızlığın kokusu buram buram sızladı burnumda.

   **Bomboş bir evde sabaha karşı uyumaya hazırlanırken, üzerine sinen sigara kokusudur, yalnızlık....**

25 Oca 2014

Can Bedenden Çıkmayınca....

    Bir Kadıköy gecesi. O gece ertesi günlerin hüznü yok üzerimde, başka bir gece. Oysa gün içinde yıllar sonra ilk kez adını dudaklarıma yerleştirmiştim. O gün ilk durağımız Beyoğlu'ydu çünkü. Bir sokak var, yıllarca adımımı atmam ben o sokağa. Hani belki çok sarhoş olurum, belki çok özlerim anca öyle. Ama ben sarhoş olacak kadar çok içmem, özlesem de, özlemimden ölsem de gitmem. Biz kadınlar böyleyiz işte. Baktık bir cuma günü sakinliği var, yürüyoruz Tünel'e doğru. O sokağın önüne geldiğimde yavaşladığımı hissettim, hızım aynıydı ama ruhsal bir yavaşlamaydı bu. Baktım ki, yıllar önce yine o sokağın köşe başında unutmuşum kendimi, yakmış sigaramı ciğerlerime çekiyorum, geçsin diye. Göz kırptım kendime, geçtim öylece.
   Vapura yetişmek için harıl harıl koştuk sonra. Vapur çaysız olur mu? Hiç çay sevmeyen ben içtim en demlisinden. Neyse indik rıhtıma, yürüyoruz. Birden içimde, yüreğimde, kalbimde bir sıkışıklık, sıkışa kalmışlık hissettim. Bazen olur öyle! Her neyse, yürüye yürüye mekanın kapısına geldik. Müzikler enfes, birazdan da bizim çocukların konseri var. Hoplayıp, zıplayacağız. Derken yanımdaki arkadaşım; 'Ya haydi, şu bilmem ne mekanına gidelim, bizim çocukların konser saatine daha var'' diye sızlanmaya başladı. Kafaya koymuşuz ya o gece canımız ne isterse onu yapacağız. Bu arada içimde, yüreğimde, kalbimde olan o sıkışıklık hissi hâlâ geçmemişti. Fırtına öncesi sessizlik gibi. Bilirsin ya o sessizlikten sonra bir fırtına kopacak. Hah bu da tam öyle, var bunda bir şey.. Haydii gittik oraya, gittik dediğime de bakmayın. İki kapı öteye geçtik. Eller havaya, 90'lar çalıyor. Ben tabii bir köşede öyle durmuş, seyrediyorum bizim diğer tayfayı.
    O kalabalığın içinde nasıl duydum, nasıl hissettim, nasıl çektim kendime bilmiyorum. Adımı duydum. Dönüp kafamı çevirdiğimde, başımın onun çenesine geldiğini gördüm. Bir daha tekrarladı adımı, öylesine dona kaldım ki. Kocaman bir yudum aldım önündeki su şişesinden ve kocaman yutkundum. Gözlerim olmuş fal taşı. Ne işin var burada desem olmaz, tanımadım desem hiç olmaz. Sessiz sedasız kaldım öyle. Nasılsın diye sormadı, nasıl olduğumu biliyor çünkü. Ben de sormadım. İyiyim dese bir dert demese bir dert. Ama o iyi olmadığını söyledi pat diye. Ulan zaten depresyon stayla takılıyorum, zaten yeni yeni gönlümü kaptırmışım birine platonik bile olsa. Sen ne yapıyorsun şimdi demedim, diyemedim.

    Yılların yorgunluğu var üzerimde, yalnızlığı, alışkanlığı daha bir çok şeyi de beraberinde getirme bari.. Gözlerimi kıstım, çünkü ağlarım ben. Yıllar sonra karşılaşmışız, gün içinde adını anmışım, yine yıllar sonra ayrıldığımız sokaktan geçmişim, yetmemiş Twitter'dan şarkısını paylaşmışım. (Şimdi yok, sildim.) O sırada birden göz göze gelince, aynı anıları bir zamanlar birlikte yaşadığımızı onayladık gözlerimizle..
   Sarıldık.. Ama ne sarılma. Bir kadın ağlar; sokak ortasında, köşe başlarında, metroda, orada burada.. Ama bir adam bir kadına sarıldığında ağlıyorsa, orada bitmemiş şeyler vardır.. İkimiz olduk ağlamaklı koca insanlar. Dışarı çıktık birer sigara yaktık, gözlerimizde hâlâ ıslanmışlıklar. Çünkü  yıllar sonra ilk kez birine tam yeniden yeni birine bir şeyler hissederken, eskiler takılıyor paçama.. Sigaralarımız bitti. Ben fırlattım izmaritimi, o söndürdü. Bu kadar farklıydık işte.. ''Artık çok geç'' dedim, ''çünkü;
 yıllardır senin için ağladığım omuzlarda hissettiğim yalnızlık, senin koynunda da ağlasam geçmez artık..''
   Son bir kez daha sarıldık.. Ve bu film gibi gece bitti benim için.. Tam da biterken içer de Barış abi söylemeye başladı : ''Ben nasıl unuturum seni? Can bedenden çıkmayınca?'' Birbirimize bakarak, ayrı yönlere gittik. Belki aynı hüzünle..
   Bu arada, bazen duyarsan kalabalığın arasında geçmişinden bir ses, bas üstüne geç. Hiçbir şey olmamış gibi. Unutmadan, seni seviyorum. Hayır seni değil ya! Hani şu platonik olanı. ;)


                                                 Selam olsun sana Barış abi... 
                            http://www.youtube.com/watch?v=av_UiOzUhlg
 

21 Oca 2014

Aklımda!


   İnsan başını yasladığında birine huzuru istiyor her defa. Bazen kimse gelmiyor, bazen üçer beşer geliyorlar hayatına. Bazense biri geliyor ve hiç gitmesin o diye her gece dua ederek yatıyorsun yatağına.
   Bugün koşmak istedim ciğerlerim patlayana kadar koşmak istedim. Ne kadar hızlı koşarsam o kadar uzaklaşırım sandım ve yanıldım. Birer kahve söyledik masamıza. Birkaç kelime ile devam eden sohbetimiz oldu sonrasında. Ama ben hiç mutlu değildim. Bir an önce gün bitse evime kavuşsam da, yatağıma yattığımda aklımdaki ve kalbimdeki adamla baş başa kalsam, ona yazsam diye geçiriyordum içimden. Hissizce yudumluyorum kahvemi. Bir elimde telefon, çalsa da o arasa diye öylece bekliyorum. Karşımda beni tanımak isteyen bir adam var ama ben öylesine başkayım ki, öylesine başkalaş mışım ki.. Klişe bir muhabbet döndürüp döndürüp duruyorum. Kimsenin duygularını incitmek değil amacım ama ne yapayım yanımdaki adama minicik bir hissim bile yok. Birini seversiniz ama sizi sevmez ya. Bu defa tam tersi, seviliyorum ama sevmiyorum. Oysa sevdiğim iki sokak ötede.. Gözlerim onu arıyor köşe başlarında.
   Kahvelerimiz bitti, kalktık yerlerimizden. Yürüyoruz bir parka doğru. Parkta oturduk bir banka rastgele. Bir an vardır ya böyle akışına bıraktığın. Yaktım bir sigara daha.. ''Ben'' dedi ve devamını getirdi.. ''Ben hayatımın geri kalanında ol istiyorum'' diye bitirdi cümlesini. Kaldım, dondum, taş kesildim o bankta. Kısa bir sessizliğin ardından, yanımdaki adamın değilde aklımdaki adamın bunu söylemiş olmasını diledim. Gözlerim buğulandı. Ey aklımdaki diye bağırmak istedim. Senden duymak istediklerimi söylüyor diye kaçtığım adamlar da oldu diye yakarmak istedim. Ama yapamadım.
   Sonra koşar adım, apar topar kalktım o banktan. Aklımdaki, kalbimdeki adama ihanet etmişim geldi. Hızlı adımlarla geçtim tramvay durağına, gözlerim hâlâ etrafını kovalıyor. Karşılaşsak diye umut diye besliyor yüreğim. Yanımdaki adama hoşçakal bile demeden biniyorum tramvaya, yanlış yola gitse bile. Oturuyorum boş bir koltuğa, rimellerimin yanağımdan süzülmesini hissediyorum işte tam o anda. Elim telefona gidiyor. 'Sana gelmek istiyorum, gelip sana sarılıp ağlamak istiyorum omzunda' diye söylemek istiyorum. Yapamıyorum.
   Beş yaşında olsaydım gidip yanına, kucağında ağlardım. Ama yirmi üç yaşında olduğum için sessizce geçip gidiyorum oralardan..
   
   **Aklındaki, kalbindeki ile yanındaki başka olunca tüm sokaklar kucağını açar sana. **


   Ve sen... Aklımda ve kalbimde en güzel yere sahipsin. Ve ben yanımı, yarımı, yarınımı sana adamaya hazırım. Bir başkasından kaçarcasına...