Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

23 Kas 2013

Bardağın boş Okyanus'u..

   Yalnızlık değil bu, başka bambaşka bir şey. Gecenin ortasına açtığında gözlerini, yatağının baş ucuna oturup, dudaklarının arasına bir sigara yerleştirdiğinde hissediyorsun. Kırgın değil paramparçasın. Sessiz bir karanlığın içindesin. O an kıyamet kopsa, kalkmam ben buradan diyorsun. O kadar anlamını yitirmiş ki pencerenin öteki tarafı, o kadar buğulanmış ki..
   Adının anlamını en çok o saatlerde taşıyorsun. Sonsuzluk diyor kimileri, özgürlük diyor başka birileri. Anlamadan, hissetmeden kalıplara sokuyorlar seni. Kaldırma kuvvetin var ama şehrin atıkları sürekli işliyor yüreğine. Sırtında ki yükler de gemilerin değil, içinde ki bazı heyecanlar da yaşattığın canlılar değil. Kimi sabahlar güneşin parlaklığı ile parıltılar saçıyorsun, kimi sabahlar siyaha bürünüp fırtınalar estiriyorsun. Ortan yok işte. Ya en yukarıdasın ya en dipte. Sana baktığında huzura kavuşan da var, seni aşıp gitmek isteyende.. Ama ben sende boğuldum..

                                                                                              -------

   Elimde tuttuğum kağıt parçasına sıkıştırılmıştı bu cümleler. İçime düşen mutsuzluk ateşi tüm vücudumu kaplarken gözyaşları içinde kalakaldım. Hani ilkler vardır ya, hiç unutulmaz... Ben adımın 'ilk'ini işte o an yaşadım. O gün hayatımdan bir adam gitti ve ben adımla yaşamaya çalıştığım tüm 'özgülük'lerimin tek bir hamlede silinip atıldığını hissettim. Sevmenin daha sakin sularda yüzmek olduğunu anladım.
   Dibe vurmadan ve ayakların yeri bulmadan yukarı sıçrayamazsın, öyle değil mi? İşte bana da öyle oldu.. Gecenin karanlığında, ıssız yatağımda gözyaşlarım hâlâ akarken yanaklarıma ruhum dibi gördü. Sağa döndüm, sola döndüm, nefesim daraldı, ruhum karanlıklar içinde isyan etti, çığlık attı ve delicesine haykırdı ama sesimi duyan olmadı. Ve ben o gece kendi adımda boğuldum..
   İşte bu yüzden soruyorum size...
   Siz hiç adınızı iliklerinize kadar yaşadınız mı? Siz hiç hayat devam ederken, hayatın bir yerlerinde takılıp kaldınız mı?
   Ahh balıkçılar.. Yine ağlarını atıyorlar, yaralarıma... 

19 Kas 2013

Yaralarıma Merhaba De..

    ** Okurken dinlenecek olan;  http://www.youtube.com/watch?v=CCOxIwntfzc**

   Beklersin, beklersin, beklersin. Sonra gidersin.. Onun ne beklediğinden haberi olur, ne de gittiğinden.  Bazen hayatına hiç ummadığın anda gelir. Yaralarından kurtulmuşsun, sıyrılmışsın, tam böyle nefesle dolduruyorsun ciğerlerini o çıkıyor karşına, nefesin kursağında kalıyor. Kalmış bir kere nefesin kursağında, artık her nefes alışta onu aramaya başlıyor ciğerlerin, onsuz nefes bile alamıyorsun.
   Yazıyorsun onu anlatmak için. Hiçbir kelime, hiçbir sözcük ifade edemiyor içinde yaşadığın o fırtınayı. Bir umut diyorsun, bir umut diliyorsun. Belkiler ve keşkeler arasında yaşamayı öğretiyor hayat sana.. Belki diyorsun; bir oluruz. Keşke diyorsun; bir olsak. Herhangi semtin, herhangi bir sokağında yürürken kulağında çalan şarkıyla anıyorsun onu. Köşe başlarında karşılaşmak hayaliyle.. Yanından gelen geçen insanlarda ona dair bir izler aramaya başlıyorsun. Benimsemişsin kendine onu, aşk bile demişsin adına. Böyle yakın mısın, uzak mısın belli değil ama o hep kafanın içinde.
   Sonra bir gün sonsuz bir sessizlik oluyor yüreğinde. Sanki fırtına kopacakmış da, öncesi gibi sessizlik. Çekiliyorsun kabuğuna.. Yitirmişsin artık ümidini, umudunu.. Diptesin, o kadar diptesin ki kapkaranlık orası. Ne bir ışık ne bir yön, çakılı kalmışsın orada..
   Kalabalağın arasında hissediyorsun en çokta.. Yaralarını sarmak için uzanan her eli itiyorsun ondan sonra.. Kimse bilmesin istiyorsun artık yaralarının nerede olduğunu. Çünkü  her yaran, bir tırnak darbesiyle kanamaya aday..

      
                     Okyanus Topaloğlu

12 Kas 2013

Sonrası AŞK..

   Bazen bir insana dokunduğunda böyle parmak uçlarından göğüs kafesine doğru bir uyuşukluk hissedersin ya.. Sana ilk dokunduğum da bunu anladım. Kadınlar hissediyor böyle şeyler genç adam. Aslında tam olarak ne hissettiğimi de bilmiyorum. Sadece içimden bir ses yanımda olursan mutlu olacağımı söylüyor. O kadar uzun zaman geçti ki bu duygularımın üzerinden, normal böyle karışmam.
   
Seni ilk gördüğüm anda bir yakınlık hissettim. Bazı insanlarla karşılaşınca böyle yıllar önce tanışmışsın gibi bir samimiyet hissedersin ya öyle bir şeydi. Biz sanki yıllar önce tanışmışız sonra bir kaza geçirmişiz, hafızalarımız silinmiş, şimdide tekrar karşılaşınca böyle biraz biraz hatırlar olmuşuz gibi. Sensiz olamazmış gibi.  Benim bir parçammışsın gibi. O an 'hiç bu kadar büyüleyici bir şey görmedim' diye geçirmiştim içimden. İşte o an, yakın olmak istedim sana. Beni dünyana kabul etmeni.. Kimsenin tanıyamadığı kadar iyi tanımak istedim seni. Sarılmak istedim sana. Hiçbir şey düşünmeden, hiç geleceğini yada gecesini düşünmeden.. Sadece sarılmak. O an senden başka hiçbir şeyi düşünemedim..
   
Süslü kelimelerle ve imâlı bir anlatıma gerek yok. Sırf yazı uzasın diye kendini tekrar etmeye de gerek yok. Güzel cümleler lazım. Hissederek yazmak değil de, hissederek yaşamak lazım. Zaman problemi var bende, her şeye geç kalıyorum, diğer geç kalmalarım hep bunun için. O yüzden sende geç kalma.. Yazıya, şarkılara, ona, buna, bana..
   
 Ve son paragraf olarak; bazı yazılar kime yazılır, kime ne katar bilinmez. O yüzden bu yazı senin içtenliğinle kalsın. Zaten okumak belli bir ciddiyet gerektirir, yazmak o kadar değil. İnsan içindeki boşlukları yazar. Kimsenin dolduramayacağı, yada tek birinin doldurduğu boşluğu. Böyle bazen kalp çok başka atar. Bazıları başka sever. Yazılan kişide o cümlelerde yaşayıp, yaşlanır haberi olmaz.
   
Unutmadan bir arkadaşım diyor ki; bir insanın bir insana aşık olması saniyenin beşte biri kadarmış. Tanımak dediğin sadece zaman kaybıymış. Neyse konumuzun arkadaşımla alakası yok.
   
Birde Bülent Ortaçgil'i severim.. Onu hangi saniyenin beşte birinde sevdim bilmiyorum. Ama bildiğim bambaşka biri var..