Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

7 Kas 2012

Bir Sabah..


   Yılını hatırlamadığım bir sabah. Sonbahar. Ekim ortaları. Uykusuz gözlerle yatağın başında bir sigara yakmış içiyorum. Perdeler sonuna kadar açık, sokakta kimseler yok, bir ayaz. Sabah 6 civarları. Anlamsız bir sıkıntı, telefona bakıyorum arayacak kimseler yok. Ne bir dost kalmış, ne bir arkadaş. Geceden kalma kahve fincanları dağılmış; içlerinde izmaritler. Yağmur başlıyor o sırada önce gözlerimde, yarım saat geçmeden gökyüzünde. Pencereye başımı yaslayıp bir süre bekliyorum öylece. Alnım buz gibi.
   Dışarıya çıkıp çıkmamak arasında kararsız kalıyorum. Biraz nefes almaya ihtiyacım var. Ama tek bir insan yüzü görmeye tahammülüm yok. Maillerime bakıyorum, yayınevleri, fotoğraf çekimleri ve bunun gibi birkaç yanıtlanmayı bekleyen mail. Aynaya baktığımda karşımda duran, ben değilim sanki. Kıyafetlerim bol gelmeye başlamış, zayıflamışım. ''Toparlanman gerek artık'' cümlesine alıştırmalıyım da kendimi. Çünkü bundan böyle insanların bana diyecekleri tek cümle bu olacak.
   Birlikte güldüğümüz fotoğraflara, tek başıma bakıp ağladığımda; o gizli yenilmişlik duygusunu hissediyorum bedenimde. Yenildim. En çok kendime. Sadece nefes alabilen bir bedene sahibim bu sabah; diğer tüm işlevlerini yitirmiş. Bir yerden sonra nefes alışlar bile acıtır göğüs kafesinizi, sol kaburganız bile firar eder bedeninizden. Yalnızsınızdır artık. Bunlar geçerken aklımdan tek tek. Saat sekize yaklaşıyor. Günün ilk iki saatini atlatıyorum böylelikle. Ev ahalisi ayaklanıyor ve benim gözlerim uykuya yenik düşüyor. Onlar kalkıyor, ben yatıyorum.
   Uyandığımda saat 7 suları. Her şey aynı kalmış, zaman birazda olsa geçmeyi başarmış. Kendimi şarkıda ki  gibi; tonlarca yük taşıyan gemilerin Okyanusuna benzetiyorum. Kaldırma kuvvetim var ama şehrin atıkları içime akıyor. ''Bir şeyler yemelisin'' sözüyle irkiliyorum. Ve sıklıkla duyacağım ikinci sözün bu olacağına karar kılıyorum. Zorla bir şeyler yedikten sonra, yine penceremin kenarındaki yerimi alıyorum.. Dışarıya bakıyorum, içiyorum, ağlıyorum. Sanki uzaklardan bir yerden gelmesini bekliyorum, her akşam yanıma geldiği gibi. Kavgalarımızı bile özlüyorum. Her akşam indiğimiz deniz kıyısında, arabada oturup bir şeyler hakkında umarsızca konuşmaları özlüyorum. Yalnız olmayı özlüyorum; onunla.
  Öldüğüm bir gecenin sabahında yazılmış bu satırlar. Ve dilimle bir yenilmişlik şarkısı;
''Ne kendine acı, ne ona.. Şehirler o olur sen kaçarsın. Kalbim ölü bulundu dün sabah''