Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

19 Nis 2012

Kadın

   Bir akşamüstü deniz kıyısında bir bankı sahiplenmiş oturuyordu kadın hayallerinde. En güzel duygular, en güzel şarkılar onlarındı o akşamüstü, kadının hayallerinde. Yüreğini kusası geliyordu son zamanlarda. Hissizdi.. Mutlu olmak istiyor, üzülmek istiyor hatta eski gibi yemek yiyerek, uyumak, normal hayatına devam etmek istiyordu. Ama hiç birini yerinde yapamıyor, tırnakları kırılana kadar yazıyordu, adamın sevmeyeşini.. Bu kadar sağlam nasıl bağlanabilmiş, nasıl bu kadar sevmişti? Kendide düşünüyor ama düşündükçe başka çıkmazlara giriyordu.
   Yoruldu kadın. Güçlü olmaya çalışmaktan. Her gece unutmaya çalışmaktan, her sabah hatırlamaktan, yoruldu. Ama olmayacaktı o adamın adını, kokusunu, sesini unutacağı bir gün doğmayacaktı. Yaşayamadıkları içinde ukdeydi kadının. Aklına geldikçe gözlerini bir okyanus misali dolduran adam habersizdi, kadından ve kadının yazdıklarından. Dudaklarından bir ah çıktı. Ah be adam dedi, ah be adam! ''Sana bulaşmamış 
olmayı, odamda oturup kahvemi içip neşemi bulmayı öyle isterdim ki..'' diye tamamladı boğazını düzen kelimeleri.  Düşünmekten göğüs kafesini patlatacak olan adamın, artık göğüs kafesini parçalamasına şahit oluyordu kadın. 
   Camdan dışarıya, kalbi kadar karanlık ama pırıltılarını da esirgemeyen gökyüzüne baktı. Kalemi en sevdiği defterinin arasına koydu, kapattı. Mumu üfledi, karanlığa girdi. Özledi kadın. Şarkılara sarıldı. En sevdiği şarkıyı battaniye yaptı, hüznünün üzerine örttü. Çünkü hiçbir şey kalmasa bile aralarında; bir şarkı vardı birbirine bağlayan, adamla kadını..

16 Nis 2012

Bir mucize daha..

   Bugün nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Güçlüyüm sanıyorlar oysa gücümü, güçsüzlüğümden alıyorum. Sahte tebessümler, hiç kırılmamış hissi uyandıracak duygular. Ama hiç bilmediğim bir yanım ağrıyor bugün. Hissedemediğim, gösteremediğim bir tarafım, yalnızca ağrıyor. Kalkıyorum kendine güvenen, hiç kırılmamış bir kadın edasıyla. Onun bende en sevdiği ceketimi giyiyorum. Geçen hafta onun için giydiğim ama onun göremediği mavi ceketimi. Ellerimi birbirine kavuşturarak sarılıyorum cekete, penceremden dışarıdaki denize bakarak. Bu kadar ruhsuz bir akşamüstü yaşamamıştım. Boynum bükük, yüzüm çökük, birde bana yolladığı iyi niyetler. 
   Kalabalıkta ağlayabilen insanların yalnızca filmlerde olduğunu düşünürdüm. Ta ki; ona veda ettiğim gün, Tünel'de bir bankta oturmuş ağladığımı fark edene kadar. Bir kere sevebilseydik birbirimizi, deneyebilseydik yüreğimizi açmayı o zaman ıslanıp, göz altlarım da oluşmayacaktı bu çukurlar.  Ama bazen ona değil, onun için ağlayabileceğin bir kucağa daha çok ihtiyacın oluyor. Sonra onu sadece rüyalarında görebilmek için sonsuz uykuyu düşünüyorsun, rüyalarında göremeyince uykudan sıyrılıp uykusuzluğu tanıyorsun. Bitmesi gerekirken bitiremiyorum cümlelerimde onu. Özne yapmak isterken, hep gizli özne olarak anlatıyorum.  
   Ne kötü ki kendine bu denli yazılar yazan kadından hiç haberi olmadı, olmayacak. Bilse okur muydu? Okusa hisseder miydi? Aynı hikayenin kahramanlarıyız.  Hiç olmazsa yolumuz kesişir bir gün; bir prensin, prensesini bulduğu masallarda.  Bir mucize daha, belki çok yakında, yüreğinde..

15 Nis 2012

Yaşıyormuş gibi..

   Yağmurlu bir Nisan ayının cumartesi gecesinde kulağında sesini duyduğu adamın notalarına dalmış, camdan dışarıyı seyrediyordu Holly. Gözlerinden süzülen damlalar eşlik ediyordu şarkıya, yağmura. Göğüs kafesinde hissediyordu yine o boşluğu, yokluğu. Aradan aylar geçmiş, umudunu kaybetmişken, hisleri biterken yine çıkmıştı o adam karşısına. Ölmüştü bir hafta önce o adama sarıldığında. Nefes alan ama kalbi o adama sarıldığı yerde atan yitik bir kadındı o gece.
   Yazıyordu onu cümlelerinde bitirmek için. Bitmiyordu.. Nasıl olur da bir adam bu kadar çok cümleye, kelimeye özne olabiliyordu.  Terini bulaştırmıştı çünkü yazdıklarına, bu yüzden her noktadan sonra yeni cümleler kuruyordu. Bir eli telefona giderken, diğer eli telefona giden elini tutuyordu. Numarasının üstünde durup arayamamak zordu. Gitti yakına, geçmişe, 1 hafta kadar öncesine. O adama 'ben geldim' dediği dakikaya, sarıldığı saniyelere..
   Sonra düşündü uzun uzun, bir yudum aldı elinde tuttuğu ama yudumlamayı unuttuğu içkisinden. Mırıldandı onun şarkılarını. Kalktı ve yüzleşemediği fotoğrafları çıkarttı tozlu raflardan. Baktığı anda şimşeklendi gözleri, göğsüne bastırdı bir kareye sıkıştığı mutluluklarını. Attı kendini sokaklara, caddelere. Yaşlanmış elleri bir sigara yaktı. Rüzgar saçlarını yaladı. Ardından oturdu bir kaldırıma, gelenden geçenden ona dair izler aradı. 
Hiçbir yere ait olmadığını anladı, anlamsız bakışlarla süzdü etrafını, soluğu kesilir gibi oldu, korktu kendinden, yapabileceklerinden! Yürüdü, ıslandı. Aldırmadı ıslanan vücuduna. Ve sonra anladı ki, özlemek; acıkmak gibi değil, içinde sürekli kalan, kalacak olan bir bıçak gibi! Çıkartıp atamayacağı.. Çıkartsa olmuyor, eti sıyrılıyor.. Bıraksa içi sızlıyor, yüreği kanıyor..!

12 Nis 2012

Sevebilir miyiz? Yeniden....


   Bir adam oluyor aynı şehirlerdesiniz aynı günlerdesiniz. Ve sen o adamı bir kere görüyor ve fotoğrafını çekiyorsun. Hayatında çektiğin en güzel, özel, hisli fotoğraf o oluyor.  Sonra aşık oluyorsun ve her gece dua ediyorsun onu bir daha görebilmek için. Ama ne görüyorsun, ne duyuyorsun.. Ona, sana, size ait dilinde bir kaç şarkı, elinde eskimeye yüz tutmuş fotoğraflarla avutuyorsun yüreğini  1 yıl atamıyorsun ne kalbinden ne aklından. Yazıyorsun, o sana yaz dediği için.  Her şeyde ona dair izler bırakıyorsun, okuduğun bir cümlede, bir filmin sahnesinde. 
   Sonra bir gün o adam sana 3 dakika uzaklıkta oluyor.. Gidiyorsun tekrar sevebilmek adına, dokunabilmek için yanağına, sarılabilmek için yüreğine. Kalbinde kelebekler, nedensiz sancılar. Ve görüyorsun tekrar.. Tekrar eskimeye yüz tutmuş duyguların çıkıyor su üstüne, yaşadığını hissediyorsun. İçtiği sigaranın dumanı olup onu taa ciğerinden öpmek istiyorsun. Bu defa diyorsun, belki sever, keşke sevse. Sarılıyorsun, alıp kalbinde saklayacakmışcasına. Tekrar görebilmek için, olduğu yerin sokağında bekliyorsun yağmurlarca. Sonra o adam yine gidiyor senden. Yüreğinden, hayallerinden, fotoğraflarından, şarkılardan, filmlerden.. Yinede bir umut diyorsun, bir umut! Belki severiz, yeniden.. O 3 dakika gibi görünen uçurumu aşabilmek uğruna..