Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf çekmek dışında bir şey yapmaz ki ne zaman fotoğrafın dışındaki dünyaya burnunu soksa bir kaç kesikle çıkar.

23 Eki 2011

Sanki Fotoğrafının Binlerce Hikayesi Varmış Gibi

   Bir insanın fotoğrafına bakarken, kokusunu da duyabiliyor insan. Hatta daha nicelerini yaşar bazıları. Kimi zaman seni mutlu anılara götüren bir zaman makinesine dönüşür, kimi zaman hıçkırıklara boğulmanı sağlayan bir sandal. Bunu başarabilen bir fotoğraf karesidir, evet. Tekniği, donanımı olmaksızın. 
   İşte yine o nöbetlerden bir tanesi. Tek bir kareye hapis olmuş yaşanmışlıklar, bir fincan kahve, hafif bir fon müziği ve küllerce sigara. Arada bir kaç damla yaş düşüyor fincanıma. Üzgün okyanus kızlarının gölgeleri gibi. Saat sabaha yaklaşıyor ama etraf hâlâ karanlık. Kış yavaştan hissettiriyor kendini. O fotoğraf karesinde ki sıcak yaz günlerini özlüyorum. Kulağıma fotoğrafın içine saklanmış bir kaç şarkı notaları. O zamanları soluyorum, hissediyorum. Bir kaç teknolojik dokunuşlarla rengini siyah beyaza dönüştürmüş bu fotoğrafların anlatacağı çok şey var. Dinleyemiyorum, duymak istediklerimin üstünü hıçkırıklar örtüyor. Ama ne garip, anlayamıyor olsam bile hissettirdiğin o bakış, dokunuş hep aynı. Çok hoş bir acı beliriyor içimde. Anılar çok hoş ve acıdır. Sen acı, yaşadıklarımız hoş. Anlayamazsın sen.
   Sensizliğe alışıyorum ama fotoğraflarında ki kokun hep aynı. Yemin ederim ki çok güzel kokuyor. Ve bir başkasına da böyle güzel kokarsın diye korkuyorum..

                                                                                           Okyanus Topaloğlu

2 Eki 2011

O son fotoğrafını görmeyecektim.

   Çok özlediğin halde sarılamadığın insanlar vardır mesela. Uyanıp sarılmak istediğin. Bu her şeyden kötüdür. Çünkü ne özlediğin halde sarılabilirsin o insanlara nede uyandığında bulursun yanında. Düşünmekten başka bir şey kalmamıştır avuçlarında. Şarkılara boğarsın kendini, onun şarkılarına. Sonra ardından fotoğraflar gelir. Sessizce içindeki çığlıkları bir kaç damla göz yaşına çevirerek saatlerce bakarsın birlikte gülümsediğiniz o fotoğraflara. 
   Eylül geçti ve bitti o eylül akşamları. Eylül ile birlikte sonbaharda bitti sanki. Yağmurlar başladı bile bana eşlik etmeye. Aylar geçti üzerinden, üzerimizden. Yazın o sıcaklığı kayboldu. Battaniyeli, kahveli, sigaralı seanslar başladı. Bir tek sen ve sana dair kurduğum cümleler aynı kaldı. Hiç hızını kesmedi, hep sana yazıldılar hep seni söylediler. Haykırdılar seni, harf harf vurdular ama ölmedin. Git dedikçe bit dedikçe yaklaştın bana. Sonra terk ettim bu şehri, birlikte yürüdüğümüz caddeleri, birlikte sarıldığımız sokakları. Dinlemedim şarkılarını, yazmadım hikayelerini. 
   Yine günlerden bir cumartesi gecesi. Bu defa bordo renkteki pantolonunun ve beyaz gömleğinin yerini gri bir pantolon ve siyah bir gömlek almış. Karalara bürünerek gülümsüyorsun bir fotoğraf karesinde. 'Bak ben buradayım hadi yine yaz' der gibi belli belirsiz ifadelerle. O fotoğrafın içine kaçıyor cümlelerim, yazmaktan vazgeçercesine bakıyorum, kelimeler boğazıma diziliyor. Ama yine bu satırları yazarken buluyorum kendimi. Sana yazmaktan hiç vazgeçmediğimi anlıyorum sonra...